Odundan elde edilen organik bir kükürtlü maddedir. Dr.Stanley Jacoba göre, yüzyılımızın, antibiyotik ve kortizon prensiplerinden sonra keşfedilmiş üçüncü büyük prensibidir.Kemoterapi ve radyoterapi ile alındığında, saç dökülmesi, ve ağız kenarında yara oluşumunu engellemektedir. İnsanlar üzerinde hiçbir yan etkisi yoktur. Dr. Bowen’ın araştırmalarına göre; sadece, çok uzun kullanıldığında köpeklerde katarakta neden olmaktadır.
DMSO ilk kez Houston’lu ünlü ortopedist Dr. Tucker’in – biraz da istemeyerek – bir insan üzerinde uygulamasıyla kanser tedavi alanına girmiştir.
Dr. Tucker kendi buluşu bir tür kemik ezmesiyle, hayvanlar üzerinde,. Kırık tedavisi yapmaktaydı. Kemikleri, yakınındaki bir kesimevinden, Houston Meat Packing Company’den elde ediyordu.
Yine kemik almak üzere yaptığı bir ziyarette (yüzü kanserli dana) etlerinin de tüketim maksadıyla pazarlandığını gördü. Konuştuğu veteriner bu tür kanserin organizmada yayılmadığını ve metastaz yapmadığını savunuyordu.
Dr. Tucker bu olayı incelemeye karar verdi. Kanserli danaların kanında bir antibadi olup olmadığını öğrenmek istiyordu. Hasta hayvanların kanından elde ettiği gamma globulin’i kanserli farelere enjekte etti. Adenokarsinomlu ve lenfosarkomalı hayvanlarda tümör gelişiminde gecikmeler olmasına karşılık fibrosarkoma ve melanomalı hayvanlarda bir etki görülmüyordu.
Tümörleri nata net bir şekilde inceleyebilmek için bir boya aramaya başladı.
Metilen mavisi tüm dokuları kop koyu maviye, pikrit asit de sarıya boyuyordu. Safranin tümörü boyayamıyordu. Sonunda ideal bir doku boyası buldu.
Hematoksilin. Açık förmülü C 16 H 14 O 6 olan bu madde iki serbest H atomu ile kolayca okside olup Hematin’e dönüşüyor ve tömürü başka, diğer dokuları başka renge boyuyordu. Fakat ortada bir sorun vardı. Bu boya maddesi ne eterde eriyebiliyordu ne de alkolde.
1963 de DMSO güçlü bir eritici olarak tavsiye edilince Dr. Tucker rahat bir nefes aldı.
Hematoksilinin çok ilginç bir özelliği vardı. Sağlam dokularda etkisiz olmasına karşı, gerek mikroskopik incelemede gereksi masif diseksiyonda sadece tümörü boyuyordu.
Panama’da bir kanser araştırma enstitüsü başkanı olan Dr. Carrizo ile birlikte, hayvanlar üzerinde yaptıkları araştırmalarda DMSO+Hematoksilin (D+H) karışımının antikanser etkisini görerek şaşırdılar. (E.J. Tucker and a. Carrizo: Hematoxilon Dissolved in Dimethyl Sulfokside used in Recurrent Neoplasm. (İnternational Surgery, 49: pp. 516-527, June 1968)
Medical World News mecmuasının 1991 ilkbahar sayısında, sadece Meksika’da, en az yedi DMSO kliniği açılmış olduğu ve bu kliniklerde hepsi de ABD vatandaşı hastaların tedavi gördüğü yazılıyor.
Meksikada bu klinikler üç günlük DMSO tedavisi için hastadan ortalama 800 dolar alıyorlar.
Sonuç olarak; 55 ülkede reçete ile satılan ve başarıyla uygulanan bir ilaçtır.
Doğanın en mükemmel ilacı : Dimethyl Sulfoxide
Dr. ilhami Güneral, 1993'te '1.5 yıl ömrün kaldı' denilirken, kendisini ölümden kurtaran 'doğanın en mükemmel ilacı' olarak da nitelenen Dimethyl Sulfoxide'u (DMSO) kendisini ziyaret eden kanserlilere veriyor.
Dr. Güneral, DMSO ile ilgili olarak şu bilgileri verdi: 'DMSO odundan elde edilen organik bir kükürtlü maddedir. Yirminci yüzyılın en büyük üç buluşundan biridir. Bunları sırasıyla antibiyotik prensibi, kortizon prensibi ve DMSO prensibi olarak sıralayabiliriz. ABD'de sınırlı olarak kullanımına izin verilen DMSO, Almanya, isviçre, Rusya, Avusturya, İngiltere, İrlanda, Kanada, Meksika ve Güney Amerika devletlerinin çoğunun içinde bulunduğu 55 ülkede reçete ile alınabilmektedir.'
Ödemiş'in Gölcük yaylasında kendisinden şifa arayanlara bu ilacı öneren Dr. İlhami Güneral, DMSO'nun hayret uyandırıcı, biyolojik, kimyasal ve fizik karakteristiği olan küçük basit bir molekül olduğunu belirttikten sonra, DMSO'nun özellikleri şöyle sıralıyor:
1-Miyelinsiz sinir elyafının etkinliğini kaldırarak ağrıyı yok eder.
2-Bakteri, fungus(mantar) ve virüslerin üremesini önler.
3- Antienflamatuardır.
4-İlaçların hücre zarlarından kolaylıkla geçmesini sağlar.
5-Sadece deriye sürüldüğü zaman bile müsekkin etkisi yapar.
6- Damarlarda, platolitlerden oluşan tromboz olasılığını azaltır.
7-Hücrelerin içindeki histamin ve prostoglandin salgısını önleyerek damar genişletici etkisi vardır.
8-Damar içi kullanıldığında güçlü diüretiktir(idrar söktürücü).
9- Kanserojen hidroksil serbest radikallerini silip süpürür.
10-Bağışıklığı kamçılar.
11-Kollajeni yumuşatır.
12-Organizmada interferon oluşumunu sağlar.
13-Antibakteriyel ve fungusittir.
14-Ca fonksiyonunu durdurarak, kalp kasının yükünü hafifletir.
15- Yaraların kapanmasını hızlandırır.
16-Haricen hücre yenileyici ve sakinleştiricidir.
17-Vücutta interferon oluşturucudur.
18-Tüm örtü dokularından kolayca ve zarar vermeden geçerek beraberinde istenen ilacı taşıyabilir. Örneğin DMSO içinde eritilmiş penisilin, iğne kullanmaya gerek kalmadan, cilde sürülerek deri altına ulaşabilir.
19-Kanda pıhtılaşma olasılığını azaltır.
DMSO bu özelliklerinden dolayı, spora bağlı travmalarda, artiritlerde, ayak ve bacak problemlerinde, baş ve omurga travmalarında başarıyla uygulanmaktadır. Zihin özürlülerin ve kanserlilerin tedavisinde umulmadık bir etki göstermektedir.
Temel ilaç olan DMSO çok eski bir ilaç. Patoloji, mikrobiyoloji ve bakteriyolojide çözücü olarak kullanılıyor. Bu ilaç kanser hücresini şişiriyor ve patlatıyor. Hemotoksinen ise kanser eğilimli hücreleri tespit etmekte kullanılan bir boya maddesi. Bu ikisini birleştirdiklerinde ilaç sadece kanserli hücreyi parçalıyor. Sağlıklı hücreye dokunmuyor. Bu karışım tümör kitlesini boyamakla kalmıyor, aynı zamanda pek çok farklı kanser türünü tedavi ediyordu. Daha sonra bu yöntem pek çok kanserli hastanın sağlığına kavuşturulmasında kullanıldı, kullanılmaya da devam ediyor. Basitçe; hematoksilin maddesi DMSO’yu kanserli organa taşıyarak bu maddenin sorunlu bölgeye direkt etki etmesini ve zaman içinde kanserin yok edilmesini sağlıyor. Tedavi, herhangi bir kanser türüne özel de uygulanmıyor. Tüm türler için kullanılabiliyor. Yıllardır, dünyada pek çok ülkede farklı enstitü ve kliniklerde başarıyla uygulanmakta, çok önemli sonuçlar almaktadır.
DMSO tedavisi, kemoterapi ve radyoterapinin aksine, bağışıklık sistemine zarar vermeden kanseri yok etme üzerinde kurulmuş bir prensiptir. Kemoterapi, radyoterapi ile birlikte yapıldığında zararı 25 kat artıyor.
DMSO hiçbir zarar vermeden tüm hücre ve doku zarlarından kolayca geçer ve eritilmiş olduğu maddeleri de beraberinde sürükler. Bu niteliği ona, bazen , hedeflediği dokuya doğrudan ulaşmasını sağlar. Örneğin kanser hücresine afinitesi olan Hemaxilon ile birleştiğinde meydana gelen solüsyon DMSO’yu doğrudan doğruya kanser kitlesine sürükler. Zeka engelli çocukların beyin hücrelerinin gereksinimi olan nükleik asit DMSO yardımı ile damar-beyin engelini kolaylıkla aşarak nöronlara ulaşır.
.
DMSO tedavisini destekleyici yöntemler
DMSO tedavisi, kanserli bölgenin yok edilmesini hedefler, kanseri ortaya çıkaran sebebi ortadan kaldırmaya yöneliktir. Bu tedavi yönteminin mutlaka bağışıklık sistemine yönelik takviyelerle desteklenmesi gerekmektedir.
Antikanser diyet
Güvercinleri örnek alın... Çünkü güvercinler kansere yakalanmayan yegane kuş!
Dr.İlhami Güneral'in kendisine 'rehber' edindiği ünlü uzmanlardan biri de Dr. Cornelis Moerman. Bu doktorun The Cancer Survivers adlı kitabından yaptığı alıntıda Dr. Güneral şöyle diyor:
'Dr. Moerman, gerçekte sağlıklı bir insanda kanser oluşmayacağını ileri sürüyor. Ona göre, insan vücudundaki her hücrede latant, yani uyuklar durumda bir virüs bulunuyor. Sağlıklı insanda zararsız bir sembiyant yani zorunlu beraberlikte olan bu mikrop, uzun süren bir yanlış beslenme sonucu dokuların zayıflaması ve metabolizmanın bozulmasından ötürü kanser oluşumuna neden oluyor.
Dünyada iki canlının kanserden ölmediği kesinleşmiş durumda: Köpekbalıkları ve güvercinler. Dr. Moerman, güvercinlerin beslenme şekillerini değerlendirerek 10 yıllık araştırmaları sonucu şu diyeti öneriyor:
- A vitamini kanseri önler: Taze meyve ve sebzede, yoğun olarak da zeytinyağında A vitamini var... En çok A vitamini bulunduran sebze ise karnabahar...
- B kompeksi vitaminler kanseri önler... Nobel ödüllü Alman biyokimyacı Otto Warburg, 'B2-B3 ve B5 karışımı kansere karşı en güçlü koruma yöntemidir' diyor. Bu vitaminler kuzu ve oğlak ciğerinde var.
- C vitamini bağışıklık sistemini güçlendirir. İki kez Nobel ödülü alan Dr. Linus Pauling, doğru zamanda, yani kemoterapi görmeden günde 10 gram C vitamini alan kanserlilerin almayanlardan 20 misli uzun yaşadıklarını kanıtladı.
- E vitamini DNA tahribatını önler: Ekmekte bol bol var....
- Demir: Kanda oksijen taşıyan bu pigmenti ihmal etmeyin.
- Sitrik asit: Limonda bol miktarda var. Kanı sulandırır.
- Kükürt: Çok atlanan bir önemli maddedir. Hücreyi yaşatır. Lahana ve brüksellahanasında bol miktarda bulunur.
- İyod: Bu mineral troid bezinin çalışmasını dengeler. Tuzu az kullanın, kullanırken iyotlusunu tercih edin...
|